İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Konumuz masalar…

Bu denli yoğun bir siyasi kakafoniye maruz kalmak bilmiyorum ki sadece beni mi rahatsız ediyor. Bu konuda yalnız olmam imkansız. Buna rahatsızlık demek biraz hafif kaçıyor tabii. Düşük kaliteli siyasetçi profili o kadar yoğun ki, ürettikleri yüzeysellikten kaçamamak eşittir, sevmediğiniz akraba düğünlerinde, yüksek japon teknolojisinin bile çaresiz kaldığı müzikimsiyle tüm benliğinize işkence edilse de o masada tebessüm etmeye zorunlu kalmak.
O sebeple bugün siyaset yazmayacağım. Yeter… Bugün size masalardan bahsedeceğim.
Klasik bir masanın 4 tarafı var gibi görünür. Görüntüye aldanmamak esas. Kandırılmamak için eğitilmiş sizinki gibi algılar için özellikle. O yüzden iki düzlemli bu yaratının sonsuz boyutu açabilen karşılıklardan mürekkep olduğunu da söylemem sizi şaşırtmaz sanıyorum. O yüzden bir tarafına kurulduğunuz masanın diğer tarafında neyin aslında konuşlandığını asla bilemezsiniz. Bazen fiziken biri vardır fikirleriyle. Bazen de ruhen kendi yansımalarınız. Size karşıt olması en muhtemeli kendilerinizdir. Ne kadar barışıkmışsınız gibi davransanız da. Bu mışsınız gibileri külahına anlatın. İkna.. Tabii ki öyle bir şey yok.
Bu tip masalardan kaçılır genelde, mantıksız da değil hani. Kimi yanına bir uzman almadan oturmaz mesela ki doğrusu da bu belki. Misal ben çoktandır öyle bir masadan kaçıp duruyorum. Kafamı çeviriyorum, dikkatini dağıtıyorum. Cafcaflı, tumtumalı siyasi gündemlerin, sıçanların bile kaybolduğu, Bizansın uçsuz bucaksız dehlizlerinden farksız ticari anlaşmazlıkların içine çekiyorum onu ki bana bulaşmasın. Ta ki benim ona bulaşasım, kavga edesim olana kadar.
Sizi bilmem ancak benim sakin bir karakterim olduğunu söylerler. Gelin görün ki bende Stromboli’nin (Batı İtalya kıyılarındaki volkanik ada) Akdenizin ortasında sessiz sedasız güneşi buharlaştıran, geceyi sadece denizcilerden saklamadığı kızıla boğarken dışa vurduğu öfkesinden var. İyi değil biliyorum. Ancak denizde geçirdiğim yıllar her şey gibi onu da kontrol etmeyi öğretti. Kontrol etmeyi dememek lazım aslında, fırtınayı kontrol edemezsiniz. Onunla yaşamayı öğretti diyeyim.
Kararları aslında benim aldığım yanılgısına kapıldığımda her şey oldukça barışçıl. Ancak gelin görün ki benim adıma yanlış kararlar almaya başladığını hissettiğimde sorun yaşıyoruz kendileriyle.
Şimdi o masadayız, yüzyüze birbirimize bakarken, hesaplaşacağız ve ne yapacağımıza karar vereceğiz.
Ben bunu yaparken belki siz de bu yazının altında kendi masalarınızdan, yansımalarınızdan, kavgalarınızdan, barışlarınızdan bahsedersiniz.. Belli mi olur..
Gelin biraz şu kakafoniden, sessizliğe, kendimizle olan meselemize uzaklaşalım.