Kekemelikte ‘en büyük hata, ‘geçer’ diyerek beklemektir. Her geçen ay, kalıcılık riskini artırır. Genetik faktörlerin etkili olduğu kekemelikte, genellikle 2 ila 5 yaş arasında başlar. Toplumda görülme oranı ise yüzde bir civarındadır, yani her yüz kişiden biri konuşurken kelimelerle mücadele eder.
Uzman Dil-Konuşma Terapisti Burçin Mutlu
Toplum genelinde her yüz kişiden birinde görülen, genellikle 2-5 yaş aralığında başlayan ve genetik faktörlerin etkili olduğu kekemelik; 22 Ekim Dünya Kekemelik Farkındalık Günü sebebi ile gündeme geldi.
Kekemelik, konuşma akıcılığını bozan; ses, hece ya da kelimelerin tekrarı, uzatması ve konuşmaya başlarken yaşanan duraksamalarla kendini gösteren bir konuşma bozukluğudur. Bilinenin aksine kekemeliğin ortaya çıkışında psikolojik etkenler belirleyici değildir; asıl neden, bireylerin beyin yapısı ve işleyişindeki nörolojik farklılıklar veya genetik temellidir. Yani kekemelik korku, heyecan ya da utanmanın sonucu değildir ve taklit ederek oluşmaz. Genetik faktörlerin etkili olduğu bu durum, genellikle 2 ila 5 yaş arasında başlar. Toplumda görülme oranı ise yüzde bir civarındadır, yani her yüz kişiden biri konuşurken kelimelerle mücadele eder.
‘Geçer’ diye beklemek hatadır!
Kekemelikte erken müdahale önemlidir. Kendiliğinden iyileşmesi yüzde 75-80 oranındadır. Erken müdahale, kekemeliğin kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Ancak en büyük hata, “geçer” diyerek beklemektir çünkü her geçen ay, kalıcılık riskini artırır. Bu nedenle kalıcı olma riski göz ardı edilmemeli ve mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilip yol haritası çizilmelidir.
Öğretmenin farkındalığı akran zorbalığını engelleyecek ilk adım!
Dil ve konuşma terapistleri kekemeliği yalnızca konuşma akıcılığı üzerinden değil; duygusal, sosyal, davranışsal etkileriyle birlikte değerlendirir. Kekeme bireylerin hayatı toplumun bakışları, önyargı ve akran zorbalığı gibi sebeplerle zorlaşır.
Okullarda alay edilmek, sınıfta söz hakkı verildiğinde gülüşmeler duymak, bir yetişkin olarak iş görüşmesinde cümlelerin yarıda kesilmesi gibi durumlar kekemelikten değil, önyargıdan doğar. Kekemelikle yaşayan bireyler, ‘takıldıkları’ kelimeler yüzünden değil, sabırsız dinleyiciler yüzünden sessizleşir. Oysa kekemeliğin en tehlikeli sonucu ‘konuşamamak’ değil, ‘konuşmamayı tercih etmektir.’ Öğretmenlerin farkındalığı, akran zorbalığını engellemenin ilk adımıdır. Kekemeliği alay konusu değil, öğrenme fırsatı haline getiren sınıflar hem çocuklara hem topluma insanlık dersi verir.
Kekemelikle yaşayan bireylere destek olmak için ilk adım sabretmektir:
o Nasıl söylediğine değil, ne söylemek istediğine kulak vermek gerekir.
o Cümlesini bitirmesi için gerekli zamanı tanımak önemlidir.
o Kekemeliği olan birey konuşurken göz teması kurmak gerekir.
o Kekemelik hakkında konuşmaktan kaçınmak da hatadır; duygusal olarak desteklemek oldukça önemlidir.
Kekemelikte terapi süreci, bireyin konuşma deneyimini yeniden yapılandırmayı hedefler. Terapilerde kullanılan duyarsızlaştırma teknikleri, bireyin konuşma sırasında yaşadığı kaygı ve kaçınma davranışlarını azaltmayı; konuşmayı yeniden şekillendirme veya kekemelikte modifikasyon gibi yaklaşımlar ise konuşma ile ilgili yeni bir yol göstererek bireyin daha akıcı konuşmasını sağlamayı hedefler. Bu bilimsel yöntemlerle birey, iletişimle kurduğu ilişkiyi de yeniden öğrenir. Erken yaşta başlanan terapi, kekemeliğin kalıcı hale gelme riskini azaltır. En önemlisi de terapist bu dönemde aileye doğru yaklaşım ve iletişim biçimleri konusunda danışmanlık verir, bu sayede yanlış tutumların önüne geçilmiş olur. Dolayısı ile düzenli terapi desteği, bireyin hem konuşma akıcılığını hem de konuşma anına duyduğu güveni güçlendirir. Bu nedenle kekemelikte en etkili yaklaşım, sabırla sürdürülen, bireye özel planlanmış ve duygusal–davranışsal bileşenleri birlikte ele alan terapötik süreçtir.